Siebente Kontinent, Der (1989) - Yedinci Kıta Filmi

Michael Haneke’nin 1989 yapımı filmimidir. Filmin ilk bölümü gayet normal bir yaşam süren bir ailenin günlük hayatlarını anlatır niteliktedir. İzleyicin sıkılmaya başladığı ikinci bölümde yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu sezinlemeye başladığınız da sizi de filmdeki karakterlerin varoluşsal sancısı kaplamaya başlar.Abonelikler hiç acelesiz iptal edilir. Eve ekmek getiren işlerden sakin sessiz ve yumuşak şekilde ayrılınır. Geçmişe ait foroğraflardan, evin küçük kızının çizdiği resimlerden kurtulunur. Evdeki her eşya tek tek yok edilir, kocaman bir balyoz televizyonun üzerine iner, bir diğer hamle ise akvaryumadır ve balıklar dağılır. Bir tomar para tuvalete atılır..Maddi dünya dediğimiz dünya ile bütün bağlar kesilmeye niyetlenildi ise geriye kalan tek bağ bedensel bağdır, bundan kurtulmak ise bedenin yok oluşunu bildirir ve aile üyeleri içtikleri ilaç ile hemen hemen aynı anda yedinci kıtaya yolculuk ederler. 


Modern toplumdaki insan ilişkilerinin nesneler üzerinden nasıl şekillendiğini anlatan Haneke’nin ilk uzun metrajlı bu filminde, çiftin duygu ifadelerinden yoksun oluşu dikkat çekmektedir. Cinsel ilişki dahi mekanik bir şekilde gerçekleşmektedir. Kapitalist toplumlarda bireyselleşmeye ve yalıtılmışlığa mahkum hayatların, bu mahkumiyetin aslında insanları varoluşsal kaygılara ve mutsuzluğa gün gün yaklaştırdığını söyler film. Monotonlaşan hayatları, paranın bu hayatları nasıl şekillendirdiğini, insani duygu edinimlerinden nasıl uzaklaşıldığını ve bu yaşantının insanı yok oluşa nasıl götürdüğünü başarı ile anlatmaktadır Haneke. 


Haneke ile Yedinci Kıta filmi sonrasında yapılan bir röportaj da şunları söylemektedir: “Filmin en rahatsız edici 2 sahnesi balıkların öldürüldüğü ve paranın tuvalete atılıp sifonun çekildiği sahnedir. Çünkü ikisi de toplumun tabularıdır”. Ben ise bu iki sahnenin eşit derece de rahatsız etmesini şöyle yorumluyorum: Bir canlının yok edilmesinin uyandırdığı irrite edici duygu ile paranın yok edilmesinin uyandırdığı duygu kapitalist toplumlarda eşleşmiş haldedir. Hatta bazen canlının yok edilmesi, paranın yok edilmesinden daha az rahatsız edici hale gelmiştir. Derste konuştuğumuz kedi, çocuk ve korku tepkisininden ele alalım. Neydi? Kedi ile daha önce güzel yaşantı deneyimlemiş ve kedileri sevmeyi öğrenmiş çocuk, annesinin kedi tiksintisi ile karşılaştığında olumsuz duyguları ortaya çıkıyor ve olumsuz duyguları ile kediyi eşleştiriyor. Artık kedi ile yaşayacağı deneyimleri olumsuz duygu durumu üzerinden ediniyor. Paranın insani ilişkilerimize müdahalesiyle de benzer sürecin işlediğini söyleyebilir miyiz? İnsanları para kazanmak için bir araç olarak gören sermaye sahibi, herhangi bir insanın ölümü ile belirli miktarda sermaye edinimini ve bundan gelen hazzı eşleştirmiş ise, insan ölümü ona paradan kazandığı haz duygusunu hissettir mi, hissettirebilir mi?

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !